Son Yazılarım

Kategorilerim







[Sitene Ekle]


DUYURU PANOSU

---ÖMER YALÇIN DUYURUYOR---

UZUN BİR SÜRE VERDİĞİM ARADAN SONRA TEKRAR SİZ DOSTLAR İLE BERABERİM

---BY-OmrYlcn---

Sitene Ekle

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

.

.

http://up.negatif.com/fotolar/303/35303/5e43dc61a8e8819d78f9c29508434bbb

http://up.negatif.com/fotolar/303/35303/c4fdbf012b979fb1bb056a5db0aba38e

.

.

.

 

                                                                       Türkiye’de suçluluk oranı hepinizin bildiği gibi gittikçe artıyor.Suçluluk oranlarındaki artış geçtiğimiz aylarda 3 ayrı resmi kuruma ait verilere dayanarak hazırlanan "Çocuk Suçlular" raporu ile daha da somutlaşıyor.Emniyet Genel Müdürlüğü verilerinde polise intikal eden "suç şüphelisi" çocuklarla ilgili durum  da aynı sonucu ortaya koyuyor.Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü ile Tevkif ve Cezaevleri Genel Müdürlüğü'nün verilerindeki durum da  olayın boyutunu gözler önüne seriyor.Emniyet Genel Müdürlüğü'nün rakamlarına göre, 2005 yılının ilk 6 ayında toplam şüpheli sayısının 204 bin 38 kişi, çocuk şüpheli sayısının ise 29 bin 968.Şüphelilerin yüzde 15'i çocuk. Her yüz şüpheli çocuktan 87'si erkek, 13'ü kız.Çocuklar tarafından mala karşı işlenen suçların başında yüzde 80 ile hırsızlık.Resmi kurum ve kuruluşlardan yapılan tüm hırsızlıkların yüzde 48'inde, yankesiciliğin yüzde 42'sinde, kapkaççılığın yüzde 40'ında, otodan hırsızlığın yüzde 34'ünde, işyerinden hırsızlığın yüzde 30'unda, oto hırsızlığının da yüzde 27'sinde çocukların şüpheli olduğunu görüyoruz.Çocuk mahkemelerine açılan davalardaki çocuk sanık sayısının da dava sayısına göre paralel olarak artış gösteriyor.Bulundukları yaş itibariyle kara tahta önünde olması gereken çocuklar, hakim karşısına çıktı. Eli kalem tutması gereken çocukların eli silah tutuyor.

          Tüm bu istatistik açıklamalardan sonra sizce de ortaya çıkan tablo çok garip değil mi? Ceza evlerinin çoğunluğunu dolduran çocuklar neden evlerini bu kadar dolduramıyorlar? Bana göre her çocuğun ailesi kendi çocuğunun mahkemesi olmalıdır.Her evde,her aile kendi çocuk mahkemesini kururarak kendi çocuklarını kendi elleriyle yargılamalı.Verilen cezalar Anayasamızda işlediği suçlarda neyi gerektiriyorsa aile de aynı cezayı vermelidir.Diyelim ki ekmek çalan bir çocuk TCK’ya göre 2 yıl yatacaksa bu çocuk bu cezayı evinde penceresiz bir yerde geçirmelidir.Böylelikle hem ceza evleri boş kalacak.Hem aileler Anayasadan haberdar olacak.Hem aradaki hasretlik son bulacak.Ayrıca aile kendi çocuğunu yargıladığı için duygusal olarak ta o çocuk bir daha suç işlememe kararı alacaktır.

        Bu kararlarla birlikte Ülkemizdeki eğitimsizliğinde büyük oranda azalacağına inanıyorum.Artık sadece Adalet Bakanlığı birimlerine işi düştüğünde öğrenilen Anayasa,herkesçe bilinmiş olur.Bu kararla Türkiye’de adaletsizliğin de önü kapanmış olur.Umud ederim ki bu yazımı Hükümetimizin yetkililerden birisi okur da gereken yapılır.

        Eğitimsizlik bir yandan çocukları suça iterken,açıklanan rapor şunu da ortaya koymuştur ki;çocuklar suça toplum tarafından itiliyor.Toplum olarak bilim adamı yetiştirmemiz gerekirken, suç dosyası kabarık, sabıkalı insanlar yetiştiriyoruz. Okul sıralarında oturması gereken çocuklarımız sanık sandalyesinde oturuyor. Suçlu olan çocuklar değil, biziz. Suçlu çocuk yoktur, suça itilen çocuk vardır. Kalem tutması gereken eller silah tutmasın.Ceza evlerimiz kapansın.Aile Mahkemelerimiz kurulsun.Ceza evleri evlerde açılıp Eğitim evleri olsun.

 

.

Adnan Menderes neden kaçtı?
17 yaşında katil olmayı göze almıştı o da. Tıpkı Hirant Dink suikastının sanığı 17 yaşındaki Ogün Samast gibi. Ama o şanslıydı, 5 kurşunla vurduğu adam ölmemişti ve ömür boyu taşıyacağı `katil` damgasını yemekten kurtulmuştu.

Vurduğu adam gazeteci Ahmet Emin Yalman`dı. Yıl 1952. Adı Hüseyin Üzmez. Bugünün Vakit gazetesinin köşe yazarı. Röportaja başlamadan , Üzmez`in tüm hayatının şifresi olan bir kavramı, Demokles`e alternatif olarak başucumuzda sallayalım: Samimiyet.

YALMAN`I NASIL VURDU?

-Yıl 1952. 17 Yaşındaki bir çocuk hangi yılı yaşardı o yıllar?
-Babam çok kabadayı bir adamdı. Osmanlı`ya hizmet etmiş birçok defalar
idamlardan kurtulmuş bir efsaneydi babam. Yurt ve memleket sevgisi
öyle hesapsız girmiş ki içimize, tarif edilemez.

-Bu tarifsiz sevgi mi namlunuzun ucuna bir gazeteciyi yerleştiren?
-(gülerek) Tabi ki değil. O zamanlar sık sık Necip Fazıl (Büyük Doğu
dergisi) okuyorum. Necip Fazıl aklına taktığı herkesi sivri kalemine
dolayıp eleştiriyor. Ben de 15 yaşlarında filan okumaya başlamışım
Fazıl`ı. Hatta üstat bir yazısında `
o kadar yazıyoruz çiziyoruz
gençlikte hareket yok, tek bir mantar tabancası bile patlamadı
` demiş. Bir başka yazısında da `
bir davanın büyüklüğü toprak üzerine döktüğü
kanla ölçülür
` diyordu. Çocuğuz daha, kanımız da yerinde duracak gibi
değil. Aldım elime silahı postanenin önünde 6 el ateş ettim. 5 kurşun
isabet etti rahmetli Yalman`a. Öldü diye bıraktım 6. kuşunu da havaya
sıktım. Cahilliğe bakar mısınız.

ADNAN MENDERES KAÇMIŞ

-Sonra?
Sonra yakalandım hemen. Duyduğuma göre o sırada Malatya`da olan Adnan Menderes şeriatçılar Malatya`yı bastı korkusuyla hemen otomobiline atlayıp panik halde kaçmış Malatya`dan. Bilmiyorlar ki tıfıl bir çocuk hepi topu.

-Hirant Dink suikastçısı Ogün Samast da mı tıfıl çocuk? Aranızda 17 yaş dışında benzerlikler var mıydı?
-Aramızda benzerlikler çok elbette. Ben inanıyorum ki o çocuğun da akıl
hocaları var. O yaştaki çocuk tek başına çıkıp Ahmet Emin`i, Hırant`ı
vurmaz.

-Kim olabilir bu akıl hocaları?
-Başbakan da söyledi ya işte. Bu işlerin ucu orduya kadar dayanır ve
kimse düğümü çözemez.

-Ogün Samast hangi düşünceyle bu suikastı yaptı sizce?
-En baştan şunu söylemek isterim. Ben hayatım boyunca ne kadar
Trabzonlu tanıdıysam hepsi yiğit ve mert insanlardı. Yanlış yaptıkları
çok oluyor elbette ama benim için bir insanı belirleyen en önemli
kıstas onun samimiyetidir. Trabzonlular çok samimi, memleketine ve
dinine hesapsız bağlı, gözü pek ve risk almayı seven insanlar. Ben
Trabzonluların solcularında komunistlerinde bile tek bir çürük adama
rastlamadım. Bu ülkenin en geri kalmış bölgesi aslında Karadeniz`dir
ama ağızlarını açmazlar. Niye biliyor musunuz? Memleketin bir sürü
sorunu var bir de biz dert olmayalım. İşte bu sessizliği devlet
maalesef iyi okuyamamıştır.

-Dediğiniz gibiyse Trabzonlular;Ogün Samast , Hirant Dink gibi saygın bir gazeteciyi neden öldürsün?
-İşte tam da bu samimiyet nedeniyle. Birileri Ogün ve azmettiricisi
olduğu söylenen ama benim inanmadığım Yasin Hayal`in samimiyetlerini
kullanmış ve onlara tetiği çektirmiştir. Ama o birilerinin bulunacağına zerre kadar inancım yok. Bir yere kadar gider orada biter bu iş.

-Size göre neden Trabzon? Ya da şöyle sormalı sayın Üzmez, sıkça dile getirildiği gibi Trabzon sizce de `seçilmiş` bir hedef mi?
-Kesinlikle öyle. Trabzon Kafkaslara, İran`a açılan kapısı Dünya`nın.
ABD`nin bölgeye olan ilgisini biliyoruz. Trabzonlular çok uyanık olmak
zorundalar. Zira Trabzon bugünkü coğrafi durumu nedeniyle Dünya`nın
ikinci ORTADOĞU`su olmaya adaydır. Bu durum Rusya`nın da işine geldiği
için sesini çıkarmayacaktır. Çeçenistan, Abhazya, Osetya, Azerbaycan,
İran ve Gürcistan `sorunlarının` patlamaya hazır bomba gibi beklendiği
bir coğrafyada Trabzon en önemli merkez olarak öne çıkıyor.
Trabzonlular çok uyanık olmak zorundadır.Tabi ki Türkiye`miz de.

MAHİR ÇAYAN SAMİMİYDİ

-Siz Ankara Hukuk mezunusunuz. O günlerden bakınca bugünü nasıl
görüyorsunuz? Mahir Çayan ve Deniz Gezmiş`lerle tanıştınız, hatta
Abdullah Öcalan`la. Nedir o günle bugün arasındaki en büyük fark?
-Samimiyet. O günlerin solcusu da sağcısı da samimiydi. Şimdi herkes
hesap peşinde. Ben o yıllarda öğrenci lideriydim ve bizim gruptan
birini Mahir Çayan`ın peşine taktım. Bu `elemanım` daha sonra İstanbul
valiliği de yapan Rıdvan Yenişen`di. Yenişen bana bir rapor halinde
verdi Mahir dosyasını. Çok samimi ve efendi biriydi Mahir Çayan. Öyle insanlar kalmadı. Hatta o sıralarda Abdullah Öcalan`ın arkasına da
birini takmıştım; 5 vakit namaz kılan kendi halinde bir Kürt arkadaş!

DENİZ GEZMİŞ`İ KAÇIRMAK İSTEDİ

-Deniz Gezmiş ve arkadaşları asılırken nasıl tepki verdiniz?
-Ben dönem Deniz`in arkadaşlarıyla ilişki kurup, gerekirse ben yardım
edeceğim ama mutlaka bulalım bu çocukları ve kaçıralım dedim, çünkü
idam edileceklerini anlamıştım

-Nerden anladınız?
-O dönem hapiste bulunan Behice Boran, Mehmet Ali Aybar ve 15
arkadaşları birden bire serbest bırakılmıştı. O an anladım ki bu
çocukları idam edecekler. Hemen harekete geçtim ama maalesef bizden
önce devlet buldu onları ..

-Buldu ve idam etti. Sizin saflarda yer alan Baki Tuğ`un da katkısı
oldu mu bu idamlara?
-Baki Tuğ olmasa başka biri de osla bu idamlar kaçınılmazdı. Ben yüzü
cami içi kilise adamları hiç sevmedim, sevemedim. Bir vesileyle bir
ortamda bulunduğumuz Baki Tuğ`a ` sen eli kanlı bir adamsın` dedim,
cevap bile veremedi.

ERMENİLERİ KÜRTLER ZULMETTİ

-
Tekrar Hirant Dink cinayetine dönersek..
-Bak ben sana bir şey diyeyim. Türk devleti Ermeni sorununda hep kaçak
güreşiyor. Herkes bilir ki Ermeni zulmünü Kürtler yapmıştır. Ama
Hirant`ın cenazesine bakıyorsun Kürt- Ermeni kardeş, Türkler düşman!
Ermeniler en başta Talat Paşa`ya teşekkür borçlular, ama tarih bunu
yazmaz, yazamaz

-Nasıl yani sayın Üzmez!
-Kürt aşiretlerinin saldırıları öylesine yoğunlaşmıştı ki, acil bir tehcir yasası çıkarılmazsa Anadolu`da tek bir Ermeni bile kalmayacaktı. Talat Paşa; iki elinde pimi çekilmiş iki el bombasıyla Meclis`i tehdit etti ve bu Tehcir Yasası`nı çıkardı. Bu yasa çıkmasaydı Hirant Dink`in ailesi de katledilmiş olabilirdi. Bu gerçeği diasporası da bilir Ermenistanı`da içimizdekiler de, ama kimsenin işine gelmez.

-Vakit gibi Radikal bir gazetede yazıyor olmak bir sınırlanmışlık
duygusu oluşturuyor mu?
-Hayır öyle bir duyguya hiç kapılmadım. Türkiye`de her şey yanlış
algılanıyor aslında. Herkes Kemalistleri din düşmanı olarak algılıyor,
oysa ben atalarımdan biliyorum ki Mustafa Kemal`in alnı secde görmüş bir alındır. Kemalistler dine değil dinciye düşman, arada öyle büyük fark var ki.

-Teşekkür ederim. Son söz!?
-Siyasi, ahlaki, dinsel duruşumuz ne olursa olsun; lütfen samimi olalım
ve kardeşliğe hizmet edelim. Aksi halde emperyalizmin uşağı oluruz.
 
KAYNAK:www.malatyaaktuel.com
.


YAZAR:Ömer YALÇIN-iLETİŞİM:yomer12@hotmail.com


     Rüyalarım kabusa ,kabuslarım gerçeğe döndü ve dudaklarımda şeytanın dudaklarından ödünç bir miktar ruj izi kaldı.Şimdi dudaklarım o ruju izini geri vermek için içinizdeki şeytanı arıyor kim bilir belki bulur da iade eder diye…..


       Her şey bir rüyayla başladı…Bende sizler gibi sabahları o tatlı rüyalardan  uyanmak istemezdim.Rüyalar ne kadar gerçek dışı olsalar da yinede hoşuma giderdi.Çünkü hayallerim hep rüyalarımda gerçekleşirdi.Küçükken rüyamda istediğim karne hediyelerine hemen ulaşırdım.Gençken sevdiğim kıza hemen kavuşurdum.Orta yaşlarımda  borçlarımı istediğim zaman kapatabilirdim…

    Tabiki bu yazdıklarım tamamıyla gerçek dışıdır.Yani hayaldir…Ben yaşadıklarımı değil,yaşamak istediklerimi yaşadım rüyalarımda…Tıpkı şimdi sizn yaptıklarınız gibi…Rüyalarımı hep olağanüstü tutmaya çalışırdım.Kimselerin ulaşamadığı,kimselerin elde edemediği ve herkesin imkansız dediği rüyalardı benimkiler.

    Ben rüyalarımı gerçekleştirmek için görürdüm.Rüyalarımda kabuslarım olurdu.Ben Rüyamda gazeteci olurdum.Televizyonlara çıkardım.Karşıma Şeytanı Canlı yayın konuğu alırdım ve canlı yayında Şeytana yenildiğim vakit tutup saçlarından sevişirdim.Herşeyin capcanlı yaşandığı rüyalarım vardı benim.Şeytanla sevişmenin verdiği iğrençliklerle yaşadım ben.İşte ben bu yüzden rüyalarıma önem veriyorum.Rüyalarım bana şeytana olan yenilgimin tendeki tuz misali hatırlatıcısıdır.

    Peki sizce ne oldu rüyalarım dersiniz?Tabiki rüyalarım gerçek oldu.Olmaz Olmaz derseniz olmaz olmaz.Fakat tersi olursa her şey olur.Ben rüyalarımı gerçekleştirmeye çalışırken kabuslarımı gerçekleştirdim.Siz canlı yayında beni izlerken ben o vakit şeytan ile sevişiyordum.siz dudaklarımdaki cümleleri okurken dudaklarım da şeytanın dudaklarını okuyordu.

    Rüyalarım kabusa ,kabuslarım gerçeğe döndü ve dudaklarımda şeytanın dudaklarından ödünç bir miktar ruj izi kaldı.Şimdi dudaklarım o ruju izini geri vermek için içinizdeki şeytanı arıyor kim bilir belki bulur da iade eder diye…..

Başta da dedim ya her şey bir rüyayla başladı.Rüyanın sonunda bana artan kalan ise canlı yayında öpüşülmeyenleri siz dostlarımla paylaşmaktı….

 

   

DİPNOT:Değerli Okuyucularım;yukarıdaki yazımda belki bir çok şeyi anlamayacak olan ve saçmalık olarak nitelendirecek olanlarınız çıkacaktır.O arkadaşlar için şimdiden yorum yapma gereği duyuyorum.Eğer rüya görüyorsan ve gerçekleşmiyorsa demek ki gördüklerinden emin değilsindir.Şayet rüyaların gerçekleşiyorsa da gördüklerin zaten gerçekleşmiştir.Çünkü rüyayı kendinden emin görmüşsündür... 

 

 

.

Ben acılar denizinde boğulmuşum
İşitmem vapur düdüklerini, martı çığlıklarını
Dalgalar her gün bir başka kıyıya atar beni
Duyarım yosunların benim için ağladıklarını

Ölüyüm çoktan, bir baksana gözlerime
Gör, içindeki o kanlı cam kırıklarını
Bu ne karanlık, bu ne zindan gece böyle
Bütün gemiler söndürmüş ışıklarını

 

Ben acılar denizi olmuşum, yaklaşma
Sularım tuzlu, sularım zehir zemberek
Baksana; herkes içime dökmüş artıklarını

 

Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını...

 

-ALINTIDIR-

.

YAZAR:Ömer YALÇIN--FOTO:Malatya'dan bir gece...--İletişim:yomer12@hotmail.com


      Soğuk bir kış günündesiniz,çok yoğun olan işlerinizi bitirme telaşındasınız aynı zamanda eve gitmek için son otobüse yetişme telaşındasınız…Saat gecenin yarısına yaklaşıyor.sokakta bir tek siz ve gece vardiyasına kalmış aşıkların olduğu zamandasınız yani gecenin bir yarısındasınız.İşleriniz yeni bitmiş o günün defterini kapatmış ve hızla otobüse yetişmek için olağanca gücünüzle koşuyorsunuz.koşmanız gereken 10 dakikalık yolu o hızla 6 dakikada geliyorsunuz ve otobüs durağına vardınız.o an ne düşünürsünüz?

      Sorumun cevabının “Ohh bee otobüse yetiştim.!!!” Olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.Kan-ter içinde geldiğim durakta otobüse yetişmenin verdiği mutluluğun yanı sıra  o esnada başımı kaldırıp gökyüzüne  gözlerimi diktiğimde gördüğüm muazzam güzelliğe gülümsedim.Onca saat dışarıdaydım.İş için koştururken fark edemediğim o birbirinden güzel ve zevkle ışıldayan yıldızlar ile Gecenin kaptanı dediğim Ay Dede’yi  bir anda karşımda bulunca içimdeki bütün kirden ve pislik arındığımı hissettim.Hani derlerya “Bir kuş gibi hafifledim”diye…İşte ben de aynen o yolun yolcusuydum o gece…….

      Sizce de garip değil mi?...Bizler dünyaya çalışmak için geldiğimizi düşünüyoruz ve tüm vaktimizi çalışmaya adıyoruz.Halbuki o çalışma temposu sırasında gözümüzün önündeki onca güzelliği de yitirmiş oluyoruz.Yaşanan güzellikleri yaşamakla yok ediyoruz.Güzellikler yaşanmadan akıp giderken biz yaşanamayacak şeylerin peşinde koşuyoruz ve ne yaşanmayacak olanları yaşayabiliyoruz ne de güzellikleri…

     Otobüs beklerken insanın aklına hiç bu kadar güzel şeylerin geleceği aklımın ucundan bile geçmezdi.O muhteşem güzelliği izlerken birden “Ohh…Şükürler Olsun!!!”dedim.Aslında ben söylemedim.Bana göre Yüreğimin dile ve dudağa bir emriydi bu…Bana bu güzelliği fark ettiren herkese ve her şeye teşekkür ederken otobüste zaten durağa yanaşmıştı.Haa bu arada şunu da belirtmek isterim:Bugüne kadar iş yoğunluğum nedeniyle arayıp sormadığım ve bu yüzden gönlünü alamadığım herkesten de özür dilerim.Beni Affedin….

 

.

« Önceki :: Sonraki »